Aleksitimi Nedir? Belirtileri ve Duyguları Tanımanın Yolları

Aleksitimi nedir? Kişinin kendi duygularını fark etme, adlandırma ve başkalarına anlatma konusunda yaşadığı belirgin güçlüğe verilen addır. Duygular bedende hissedilir ama bir türlü isimlendirilemez. Kişi üzgün mü yoksa yorgun mu olduğunu ayırt edemez. Bu tablo bir hastalık değil, duygusal farkındalıkla ilgili bir eğilimdir ve kişiden kişiye farklı derecelerde görülür.

İçindekiler

Aleksitimi yaşayan düşünceli bir kişi
Fotoğraf Sevde Altıntaş (Pexels)

Özetle, bu yazıda konunun nedenleri, belirtileri ve sağlıklı başa çıkma yolları uzman bakışıyla ele alınıyor.

Aleksitimi nedir ve nasıl ortaya çıkar?

Aleksitimi kelimesi, duyguya söz bulamama anlamına gelir. Bu eğilimi taşıyan kişi öfke, hüzün ya da sevinç gibi durumları içinde yaşasa bile onları sözcüklere dökmekte zorlanır. Duygusal dünyası kapalı bir kutu gibi durur ve içeride ne olduğunu tarif etmek çok güç gelir.

Aleksitimi iki temel biçimde konuşulur. Birincisi kişinin doğuştan getirdiği ve yaşam boyu süren bir örüntüdür. İkincisi ise ağır bir kayıp ya da örseleyici bir olay sonrası ortaya çıkan geçici bir durumdur. Her iki halde de kişi duygularını hissetmez değildir, sadece onlara isim vermekte takılıp kalır.

Bu tabloyu içe dönüklükle karıştırmamak gerekir. İçe dönük biri duygularını bilir ama paylaşmayı seçmez. Aleksitimi taşıyan biri ise paylaşmak istese bile ne hissettiğini kendisi de tam bilemez. Aradaki fark, isteksizlik ile beceri güçlüğü arasındaki farktır. Bu ayrım, kişinin kendini doğru anlamasında yön verici olur.

Duygularını tanıyamayan biri hangi belirtileri gösterir?

Belirtiler çoğu zaman sessizdir ve dışarıdan soğukluk gibi okunur. Oysa altta yoğun bir karışıklık vardır. En sık görülen işaretler şöyle sıralanabilir.

  • Ne hissettiği sorulduğunda boş kalmak ya da sadece iyiyim demek
  • Kalp çarpıntısı, mide sıkışması gibi beden duyumlarını duyguyla bağdaştıramamak
  • Başkalarının yüz ifadelerini ve ses tonunu okumakta zorlanmak
  • Hayal kurmaktan çok somut olaylara ve mantığa yönelmek

Bu belirtiler bir arada görüldüğünde kişi kendini duygusuz sanabilir. Aslında duygular oradadır, yalnızca fark edilip adlandırılamaz. Aleksitimi taşıyan biri çoğu zaman bedeninin verdiği sinyalleri de yanlış yorumlar.

Bir başka sık görülen işaret, duygusal konuların hızla mantığa çekilmesidir. Kişi bir sorun karşısında ne hissettiğini değil, ne yapması gerektiğini konuşur. Duygular hakkında konuşmak ona gereksiz ya da zorlayıcı gelir. Bu yüzden sohbetler yüzeyde kalır ve derin bir yakınlık kurmak güçleşir. Yakınları bazen onu ulaşılmaz bulur, oysa altta anlaşılmayı bekleyen bir dünya vardır.

Bu eğilimin temel nedenleri nelerdir?

Tek bir nedenden söz etmek doğru olmaz. Genetik yatkınlık, beynin duygu ve dil bölgeleri arasındaki bağların gelişimi ve erken yaşam koşulları birlikte rol oynar. Duyguların konuşulmadığı, çocuğun ağladığında susturulduğu bir ortamda büyümek bu eğilimi besleyebilir.

Bazı durumlarda aleksitimi, kişinin zor duygulardan korunmak için geliştirdiği bir kalkandır. Duyguyu hissetmemek başta rahatlatıcı görünür. Zamanla bu kalkan kalınlaşır ve kişi kendi iç dünyasına yabancılaşır. Bedeni yorgunlukla, ağrıyla konuşmaya başlar çünkü duygular başka çıkış bulamaz.

Çocuklukta duyguların adının konmadığı bir ev, bu eğilimi güçlendiren en bilinen zemindir. Ağladığında ne oldu şimdi diye azarlanan ya da korktuğunda böyle şeye korkulmaz diye susturulan çocuk, duygularını tanımayı öğrenemeden büyür. İleriki yıllarda bu boşluk, duyguya söz bulamama olarak kendini gösterir.

İlişkileri ve günlük yaşamı nasıl etkiler?

Duygularını paylaşamamak yakın ilişkilerde mesafe yaratır. Karşı taraf kendini yalnız ve anlaşılmamış hissedebilir. Kişi ise sevdiğini hissettiği halde bunu ifade edemediği için suçluluk yaşar. Bu döngü çiftler arasında sessiz bir uzaklaşmaya yol açar.

İş ve arkadaşlık ortamlarında da benzer bir tablo görülür. Aleksitimi taşıyan biri çatışmaları çözmekte, geri bildirim vermekte ve empati kurmakta zorlanabilir. Duygularını okuyamamak, başkalarının duygularını anlamayı da güçleştirir. Bu noktada duygusal zeka becerilerini fark etmek önemli bir başlangıç olur.

Duyguların uzun süre adlandırılmadan içeride kalması beden sağlığını da etkileyebilir. Sürekli baş ağrısı, mide sorunları ve açıklanamayan yorgunluk bu tablonun sık görülen yansımalarıdır. Beden, sözcüğe dökülmeyen duyguyu kendi diliyle anlatmaya çalışır. Bu yüzden aleksitimi yalnızca bir iç dünya meselesi değil, bedensel iyilik hali açısından da önemlidir.

Duyguları fark etmek ve adlandırmak için ne yapılabilir?

İyi haber şu, duyguya isim verme becerisi öğrenilebilir bir şeydir. Küçük ve düzenli adımlar zamanla iç dünyayı daha okunur hale getirir. Aşağıdaki yollar aleksitimi ile baş etmede işe yarar.

  1. Gün içinde bedeninizde ne hissettiğinizi durup fark edin. Omuzlarınız gergin mi, göğsünüz sıkışık mı diye sorun.
  2. Bir duygu listesi tutun ve gün sonunda o gün yaşadığınız hisleri işaretleyin.
  3. Kısa notlar yazın. Bugün beni ne zorladı, ne iyi hissettirdi gibi sorular yön verir.
  4. Duygularınızı hemen çözmeye çalışmadan önce onları sadece adlandırmayı deneyin.

Bu alıştırmalar sırasında duygu düzenleme becerileri de güçlenir. Aleksitimi ile ilerlemek zaman ister ve acele etmemek gerekir. Kendinize karşı sabırlı olmak, duygularınızı yargılamadan gözlemlemenin ilk şartıdır.

Ne zaman profesyonel destek düşünülmeli?

Duygularını adlandıramamak günlük yaşamı, ilişkileri ve beden sağlığını ciddi biçimde zorluyorsa profesyonel destek almak yerinde olur. Bir psikoloji uzmanı, kişinin duygularıyla güvenli bir bağ kurmasına eşlik eder ve ona uygun başa çıkma yolları üzerinde çalışır. Aleksitimi tek başına taşınması gereken bir yük değildir ve destek almak güçlü bir adımdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Duyguları adlandıramamak normal midir?

Zaman zaman herkes ne hissettiğini tarif etmekte zorlanır. Bu tek başına bir sorun değildir. Ancak duyguları fark edememe süreklilik kazanıyor, ilişkileri ve günlük yaşamı zorluyorsa üzerinde durmak gerekir. Farkındalık kazanmak ve destek almak bu tabloyu belirgin biçimde hafifletebilir.

Bu durum zamanla değişebilir mi?

Evet, duyguya isim verme becerisi öğrenilebilir bir yetenektir. Düzenli gözlem, yazma alışkanlığı ve gerektiğinde profesyonel destek ile kişi iç dünyasını daha iyi okumaya başlar. Değişim yavaş ilerler ama süreklilik gösterir. Küçük adımlar zamanla belirgin bir fark yaratır.

Erkeklerde daha mı sık görülür?

Araştırmalar bu eğilimin erkeklerde biraz daha yaygın görülebildiğini gösterir. Bunda duyguların paylaşılmasını zorlaştıran toplumsal beklentilerin payı olabilir. Yine de kadınlar da bu güçlüğü yaşar. Önemli olan cinsiyet değil, kişinin duygularıyla kurduğu bağın niteliğidir.

Duygu günlüğü tutmak işe yarar mı?

Duygu günlüğü, iç dünyayı düzenli olarak gözlemlemenin en pratik yollarından biridir. Gün içinde yaşanan hisleri kısa notlarla kaydetmek, zamanla örüntüleri görünür kılar. Kişi hangi durumun kendisini nasıl etkilediğini fark eder. Bu farkındalık, duyguları adlandırma becerisini adım adım güçlendirir.

Bu içerik, Uzman Psikolog Sena Sabanoğlu tarafından bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda yer alan bilgiler kişisel bir değerlendirmenin yerini tutmaz, ihtiyaç duyduğunuzda bir psikoloji uzmanıyla görüşmeniz önerilir.

Kaynaklar



Yazar: Uzman Psikolog Sena Sabanoğlu
Uzman Psikolog Sena Sabanoğlu, Yaşar Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunudur ve Topkapı Üniversitesi'nde tezli yüksek lisansını tamamlamıştır. Aile danışmanlığı, bilişsel davranışçı yaklaşım, çözüm odaklı yaklaşım ve stres yönetimi alanlarında eğitimler almıştır. 2016 yılından bu yana danışanlarıyla çalışmakta olup İstanbul Etiler ofisinde bireysel ve aile alanında hizmet vermektedir.